Gezegen dizilimi, hidrolik çatlatma ‘büyük depremleri’ tetikler mi?

Son dönemin en popüler komplo teorilerinin başında Haarp, Gezegen Dizilimi, Hidrolojik Çatlatma veya Meteorolojik etkenlerle büyük depremlerin tetiklenebileceği yönündeki söylemlerdir.

Sosyal medya hesabından bir açıklama yapan Dr. Ramazan Demirtaş, Haarp, Gezegen Dizilimi, Hidrolojik Çatlatma veya Meteorolojik etkenlerin büyük depremleri tetiklemeyeceğini belirtti. Demirtaş, bu etmenlerin en fazla 1 ila 4 aralığında mikro küçük depremleri tetikleyebileceğini belirtti.

Dr. Ramazan Demirtaş sosyal medya hesabından ayrıca 2019 yılında yayımladığı bir makaleye yer verdi.

İşte o bilimsel makale

DEPREM TETİKLEMESİ NE ANLAMA GELİYOR?

Deprem tetiklenmesi kavramı tartışmaya açık bir konu olup, tetiklenme oluşumu ile ilgili bilimsel bir açıklama getirilememiştir. Çünkü küresel ya da bölgesel ölçekte dünyanın herhangi bir yerinde olan büyük bir depremin çok uzaktaki bir depremi tetiklediği ya da oluşan büyük bir depremden sonra ne kadar bir süre (tetiklenme süresi) sonra bir başka depremin tetiklendiğine ilişkin formülüze edilmiş bir matematiksel bağıntı bulunmamaktadır. Tetiklenme, aşağıda sunulan mikro-küçük depremler ve insan kökenli depremler ile sınırlandırılmalıdır. Buna karşın büyük depremlerin tetiklenmesinden söz edilemez. Bu olayları kısaca irdeleyelim.

Tetiklenme, mikro-küçük depremler ve insan kökenli depremler ile sınırlandırılmalıdır.

(1) Mikro ve küçük depremler (Micro and small earthquakes): Büyük bir deprem olduktan sonra, anaşoktan belirli uzaklıklarda (500-1000km) yer alan faylar üzerinde, deprem yinelenme aralıkları birkaç yıl olan büyüklükleri 1.0 M 3.0 olan mikro-depremler ve büyüklükleri 3.0 M 5.0 olan depremlerin oluşumuna yol açabilirler.

(2) Ana-şok olduktan sonra, ana-şok civarında olan artçı-şoklar (aftershocks triggered by main-shock): Büyük bir deprem olduktan sonra, ana-şok, ana-şok bölgesi civarında ve/veya kırılan fayın segment (fay parçaları) uçlarında büyüklüğü ana-şok büyüklüğünü geçmeyen artçı-şokların oluşumuna yol açar. Depremin büyük (7.0 M 8.0) ya da çok büyük (M 8.0) olmasına bağlı olarak artçı-şoklar, ana-şoktan birkaç yıl sonrasına kadar oluşmaya devam eder.

(3) İnsan kökenli depremler (Man-made triggered earthquakes): Bu tip tetiklenmiş depremler 3 ana başlık altında toplanabilir:

(a) Baraj veya yapay göllerde oluşan tetiklenmiş depremler (Induced sesimicity): Baraj ya da göller su ile doldurulduktan sonra, küçük küçük depremler oluşmaya başlar. Su kütlesi kayaçlardaki gerilimleri artıran bir basınç yüklemesine neden olur ve kaymayı tetikler. Bir başka anlatımla bu depremler, gözenek basıncının artışı ve artan su yükü sonucundaki gerilmelerin bir ürünüdür. Su hacmi en çok 10 milyar m3 ve su derinliği 100 m’yi aşan rezervuarlarda bu tür depremler oluşmaktadır. Örneğin 1935 yılında Kolarado nehri üzerinde Hoover barajının arkasında Mead gölü oluşturulmuştur. Gölün oluşturulmasından önce bu bölgede herhangi bir deprem etkinliği yokken, göl oluşturuldaktan sonra sık sık küçük depremler oluşmaya başlamıştır.

(b) Maden işletmeleri (patlatmalar) ya da mağara çökmeleri sonucu tetiklenmiş depremler (Earthquakes triggered by mine burst/explosion or cave collapse): Maden işletme çalışması sırasında küçük depremler oluşabilmektedir. Bunlar litostatik (kayaç duraylılığı) gerilim alanlarında oluşabilir. Yeraltı mağaraları ya da maden ocaklarının tavanlarının çökmesi sonucu küçük depremler oluşabilir. Maden kazımaları esnasında neden olunan gerilmeler, büyük kayaç kütlelerinin maden yüzeyinden kopmasına neden olurlar ve bu olay sonucu sismik dalgalar üretilir. Maden işletme çalışması sırasında üretim bölgesi ve çevresine üç boyutlu sismograf ağı yerleştirilerek, bu tür küçük depremler kaydedilebilir. Bazen de heyelan gibi büyük çapta kaymalar sonucu küçük depremler meydana gelebilir. Örneğin 25 Nisan 1974 tarihinde Peru’da Mantaro nehri boyunca büyük bir heyelan meydana gelmiş ve 4.5 büyüklüğünde bir depreme neden olmuştur.

(c) Sıvı enjeksiyonu sonucu tetiklenen depremler (Earthquakes triggered by liquid injection): Derin kuyulara sıvı enjekte edildikten sonra bazı küçük depremler meydana gelmektedir. Artan sıvı basıncı sonucunda yüksek gerilim altında kayaçların yenilmesi ile küçük depremler oluşabilir. Sedimanter kayaçlar içerisinden petrol çıkarılması ya da jeotermal re-enjeksiyon kuyularına su basılması sonucunda da bazı küçük depremlerin olabileceğinden söz edilebilir.

(d) Çarpma kökenli tetiklenen depremler (Earthquakes triggered by meteoric impact): Büyük meteorit kütlelerinin gezegen yüzeyimizle ya da atmosferle çarpışması sonucu çarpma kökenli depremler meydana gelebilir. Bu tip meteorit çarpmasına en çarpıcı örnek olarak, 30 Haziran 1908’de Sibirya bölgesinde atmosfer içerisine giren Tungska meteoriti verilebilir. Atmosferde meteorit hızlı bir şekilde hız ve ısı kaybetmiş ve meteorit yer-yüzünün 10 km üzerinde patlamış ve oldukça büyük bir orman alanını dümdüz etmiştir. Rusya ve Avrupa’da çarpma bölgesinden 5000 km uzaklıkta bulunan sismograf istasyonları sismik dalgalar kaydetmişlerdir.

(e) Patlama kökenli tetiklenen depremler (Earthquakes triggerde by Nuclear Explosions): Kimyasal ya da nükleer cihazlar kullanarak, patlama bölgesi ve civarında küçük depremlerin oluşumuna yol açılabilir. Yüzeye yakın patlatmalar, kırıklı alanlarda bulunan kayaçların sıkışmasına, her yönde dışa doğru yayılan sismik dalgalara neden olurlar.

Büyük depremlerin tetiklenmesinden söz edilemez: Dünyanın her hangi bir yerinde olan büyük bir depremin, bölgesel (ana şoktan 1000 km ile 5000 km uzaklıkta) ya da küresel olarak uzak (5000 km uzaklıkta); yinelenme aralıkları ortalama 250 yıl ile 600 yıl arasında değişen ve deprem yinelenme aralığına yaklaşmamış büyük depremler (7.0 M 8.0) ve çok büyük depremleri (M 8.0) tetiklemesi mümkün değildir.

Eğer kırılması beklenen fay üzerinde olası büyük ya da çok büyük deprem, yinelenme aralığını doldurmaya yakın bir süre geçirmişse, bölgesel ya da küresel ölçekte uzak bir deprem, bu depremin oluşumunu erkene çekebilir ya da geciktirebilir. Örneğin İzmit-Sapanca segmenti üzerinde olan 17 Ağustos 1999 depremi, doğusundaki Düzce-Kaynaşlı segmenti üzerinde Mw=7.2 büyüklüğünde 12 Kasım 1999 Düzce-Kaynaşlı depremine neden olurken, en son 1766 yılında M 7.0 dan büyük bir depreme neden olmuş batıdaki Orta Marmara Fay segmenti üzerinde henüz bir depreme (beklenilen olası İstnabul depremi) neden olmamıştır.
Tetikleme yerine GERİLİM YÜKLEMESİ terimini kullanmak daha doğru olacaktır. Büyük deprem oluşturan sismik segmentler her iki ucunda yer alan komşu segmentler üzerinde gerilim yüklemelerine neden olurlar. Dolayısıyla komşu segmentler büyük depremler oluşturma açısında potansiyel alanları oluştururlar. Ancak komşu segmentler üzerinde büyük depremler olabilmesi için, büyük deprem oluşumu için gerekli yinelenme aralıklarına yakın bir sürenin doldurulmuş olması gerekmektedir. Bu koşullar oluşsa bile, komşu segmentler üzerinde ne kadar bir süre sonra bir depremin olabileceği konusunda her hangi bir matematiksel bağıntı bulunmamaktadır. Bu nedenle bir fayın, deprem tekrarlanma aralığına yakın bir süre geçirmiş komşu segmentlerinde, belirli bir süre sonra oluşabilecek olası bir depremi tetiklenen deprem olarak tanımlamak doğru değildir. Bu olaylar deprem kırılma süreci (kırılma mekanizması) ile ilgili gerilim yüklemesi ve asperite-bariyer (asperity -barriers) gibi birçok etkenlere bağlı olarak gelişir.

Kuzey Anadolu Fay Sistemi ve Doğu Anadolu Fay Sistemi gibi uzunlukları 600 km ile 1000 km olan doğrultu atımlı fay sistemlerinde bir dizi deprem serileri meydana gelir. Örneğin Kuzey Anadolu Fay Sistemi’nde 26 Aralık 1939 Büyük Erzincan depremi (Ms 8.0, yüzey kırık uzunluğu 360 km) olduktan sonra, batıya doğru ilerleyen (göç değil) 20 Aralık 1942 Erbaa-Niksar depremi (Ms 7.0, kırık uzunluğu 50km), 26 Kasım 1943 Tosya -Ladik depremi (Ms 7.6, kırık uzunluğu 280km), 1 Şubat 1944 Bolu-Gerede depremi (Ms 7.4, kırık uzunluğu 180km), 26 Mayıs 1957 Abant (Ms 7.1, kırık uzunluğu 60km), 22 Temmuz 1967 Mudurnu Vadisi depremi (Ms 7.2, kırık uzunluğu 80 km) ve 17 Ağustos 1999 İzmit Körfezi depremi (Mw 7.4, kırık uzunluğu 135km) bir dizi depremlere neden olmuştur. Görüldüğü üzere Kuzey Anadolu Fay Sistemi’nin orta bölümünde 2 ay ile 32 yıl arasında değişen aralıklarla büyük depremler meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu bir deprem serisi olup, tetiklenmeden ziyade komşu segmentlerdeki gerilim yüklemesi sonucu gelişmiş büyük depremleri temsil etmektedir.

Eğer bu depremler 1939 depreminin tetiklenmiş depremleri olarak kabul edilirse, o zaman “DEPREM TETİKLENME SÜRESİ NEDİR?” sorusunun yanıtlanması gerekmektedir.

– Büyük bir deprem olduktan ne kadar bir süre sonra (1) bölgede hangi fay segmentleri, (2) komşu fay segmentleri üzerinde büyük bir depreme neden olabilir?

– Bölge ya da komşu segmentler üzerinde, matematiksel olarak formülüze edilemeyen bir sürede bir deprem olduğu zaman, bu deprem TETİKLENMİŞ DEPREM olarak kabul edilebilir mi?

Özet olarak, tetiklenme süresi ile ilgili bir bağıntı geliştirilemediği ya da bilimsel bir açıklık getirilemediği sürece BÜYÜK DEPREMLERİN TETİKLEMESİ ya da TETİKLENMESİ’nden bahsedilemez. Yukarıda açıklandığı üzere, deprem tetiklenmesi ana şok olduktan sonra, ana-şok civarındaki bölgede ya da ana-şokun geliştiği kırık düzlemi üzerinde olan mikro ve küçük depremler ile insan-kökenli depremler ile sınırlandırılmalıdır. Büyük depremlerin tetiklenmesi yerine gerilim yüklemesi kavramı tercih edilmelidir.

Sonuç olarak yazılı ve görsel basında “Dünya ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde olan büyük bir depremin OLASI BEKLENEN İSTANBUL DEPREMİ’ni tetikler ya da tetiklemez” şeklinde yapılan açıklamalar spekülatif olup, hiçbir bilimsel altlığı bulunmamaktadır.

Dr. Ramazan DEMİRTAŞ
Jeoloji Y.Müh.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir